Kayıtlar

Kırık Yay: Gücün Sessizce Geri Çekildiği An

Resim
Türk sembol dünyasında çoğu işaret, dışa doğru taşan bir kudreti, göğe uzanan bir iradeyi ya da dünyaya hükmetme arzusunu temsil ederken, Kırık Yay sessizliği seçen, geri adımı zayıflık değil bilinç olarak tanımlayan nadir sembollerden biridir; çünkü bu işarette mesele okun fırlatılması değil, okun neden henüz bırakılmadığıdır. Yay, kadim Türk düşüncesinde yalnızca bir silah ya da av aracı olarak değil, insanın kaderle kurduğu gerilim hattı olarak görülür; iki ucu arasında sıkışan ip, niyet ile sonuç arasındaki mesafeyi temsil ederken, yayı tutan el iradeyi, hedef ise yazgıyı simgeler ve tam da bu yüzden yay kırıldığında ya da bilerek yarım bırakıldığında, sembol bize gücün kaybolduğunu değil, bilinçli olarak içe çekildiğini anlatır. Kırık Yay’da tamamlanmamışlık bir eksiklik değildir; aksine bu eksik parça, sembolün asıl merkezidir, çünkü Türk kozmolojisinde boşluk yokluk anlamına gelmez, potansiyelin saklandığı alan olarak kabul edilir ve yayın kapanmayan formu, kaderin henüz mühürle...

Labirent Sembolü

Resim
Labirent, yüzeyden bakıldığında karmaşa, kayboluş ve çıkışsızlık hissi uyandıran bir sembol gibi algılansa da, kadim kültürlerde bu şekil asla bir tuzak olarak tasarlanmamış, aksine insanın kendi merkezine doğru yaptığı içsel yolculuğun haritası olarak görülmüştür; çünkü gerçek labirentlerde amaç kaybolmak değil, merkeze ulaşmak, merkeze ulaştıktan sonra ise aynı yoldan ama artık dönüşmüş bir bilinçle geri çıkmaktır. Antik çağlarda labirent, özellikle bilinç geçişleriyle ilişkilendirilmiş, çocukluktan yetişkinliğe, cahillikten bilgeliğe, korkudan farkındalığa geçişin sembolik bir ifadesi olarak kullanılmıştır; bu yüzden birçok tapınakta, kutsal alanda ve hatta ortaçağ katedrallerinin zeminlerinde labirent figürleri yer almış, çünkü kişi bu sembolün üzerinde yürürken aslında kendi zihninin dolambaçlı yollarını adımladığını düşünmüştür. Labirentin en çarpıcı yönü, içinde seçenek olmamasıdır; modern zihin labirenti bir bulmaca gibi algılar ama klasik labirentlerde sağa sola sapılan yollar...

Bozkurt sembolü; Soyun Hafızası

Resim
Bozkurt, Türk düşünce dünyasında anlatılan bir efsanenin kahramanı olmanın çok ötesinde, soy fikrinin, yön duygusunun ve hayatta kalma iradesinin sembolleşmiş hali olarak ortaya çıkar; çünkü Asena anlatısı, bir mucizeyi yüceltmek için değil, yok oluşun eşiğinden dönmenin nasıl mümkün olduğunu hatırlatmak için var edilmiştir ve bu yönüyle Bozkurt, kutsanan bir varlık değil, örnek alınan bir bilinç biçimidir. Asena’nın yaralı bir çocuğu kurtarıp büyütmesi, masalsı bir koruma hikayesi gibi okunabileceği kadar, toplumsal hafızada çok daha sert ve gerçekçi bir anlam taşır; bu anlatı, soyun kanla değil iradeyle devam ettiğini, hayatta kalmanın merhametle değil disiplinle mümkün olduğunu ve bir toplumun yeniden ayağa kalkabilmesi için önce yönünü bulması gerektiğini söyler. Bozkurt burada bir anne figürü olmaktan çok, doğru istikameti gösteren bir eşik varlığına dönüşür. Göktürk zihninde kurt, tapınılacak bir totem değildir; çünkü Türk töresinde tapınılan şeyler insanı edilgenleştirir, oysa B...

Mühürlü Kapı

Resim
Bazı kapılar vardır ki önünden defalarca geçersin, taşını tanırsın, dokusunu ezberlersin, üzerindeki oyukları, çatlakları, zamana direnen izleri fark edersin ama yine de o kapının aslında neyi sakladığını tam olarak anlayamazsın; çünkü mühürlü kapılar, sadece kapalı oldukları için değil, insanın henüz içeri girmeye hazır olmadığı şeyleri temsil ettikleri için sessizdir ve bu sessizlik, en gürültülü uyarıdan bile daha öğreticidir. Mühürlü kapı antik dünyada basit bir fiziksel engel değildir; o kapı, bilginin herkese ait olmadığını, her gerçeğin her bilinç için aynı anda açılmayacağını, acele eden zihnin kapıyı zorlayabileceğini ama arkasında bulacağı şeyle baş edemeyeceğini anlatan kadim bir uyarıdır. Tapınakların en diplerinde, yeraltı geçitlerinin sonunda, mezar odalarının arka duvarlarında karşımıza çıkan bu kapılar, “yasak” kelimesinden çok “hazırlık” kavramıyla ilgilidir; çünkü mühür, dışarıda tutmak için değil, içeridekini korumak için konur. İnsan zihni de böyledir aslında; herke...

Kader Sanılan Tekrarların Sembolü; Kör Nokta Mührü

Resim
İnsan zihni, gördüğünü bildiğini sanarak rahatlar; fark ettiğini anladığını varsayarak yoluna devam eder, oysa hayatın en belirleyici hamleleri, gözün alışkanlıkla pas geçtiği, bilincin özellikle görmemeyi seçtiği alanlarda şekillenir ve Kör Nokta Mührü tam da bu görünmez alanın sembolik haritasıdır. Bu mühür, karanlığı anlatmaz, çünkü karanlık zaten fark edilir; aydınlığı da anlatmaz, çünkü aydınlık iddia ister; Kör Nokta Mührü, ışıkla karanlık arasındaki o sessiz, tanımsız, savunulan boşluğu temsil eder. Kadim semboller genellikle bir şey söyler, bir figür gösterir, bir güç vaat eder; Kör Nokta Mührü ise tam tersini yapar, bir şeyi göstermemek üzere inşa edilmiştir. Merkezinde bilerek bırakılmış bir boşluk vardır ve bu boşluk, eksiklik değil, bilincin sınırıdır. Çünkü insan, her şeyi bildiğine inandığı anda durur; durduğu anda tekrar eder; tekrar ettiği anda kader dediği döngünün içine hapsolur. Bu yüzden bazı eski çizimlerde mührün merkezi tamamlanmaz, çizgi orada kesilir, sembol ya...

The Hollow Axis

Resim
The Hollow Axis, kadim dünyanın evreni ayakta tuttuğuna inanılan o görünmez sütunun, yani Axis Mundi’nin, zamanla kutsallığını değil ama işlevini kaybettiği anı simgeleyen; merkez fikrinin varlığını inkar etmeyen fakat onun artık taşıyıcı olmadığını fısıldayan, rahatsız edici derecede dürüst bir semboldür. Bu sembolde eksen hala oradadır; yukarıyı aşağıya, geçmişi geleceğe, bilineni bilinmeyene bağlayan o dikey hayalet çizgi silinmemiştir, fakat içi oyulmuştur, boşaltılmıştır, anlamdan arındırılmıştır ve tam da bu yüzden bakana ağır bir sessizlik yükler. Boşluk burada yokluk değildir; aksine bir zamanlar merkezde duran gücün, tanrısal iradenin, kozmik düzen vaadinin geri çekilmesiyle geride kalan izdir. The Hollow Axis, “merkez çöktü” demez; merkez hala ayaktadır ama artık kimseyi taşımıyordur. Ritüeller yapılabilir, dualar okunabilir, yapılar inşa edilebilir; fakat eksen içten içe boştur ve bu boşluk, düzenin yalnızca alışkanlıkla sürdüğünü ele verir. Sembolün en çarpıcı tarafı, tamam...

Kaderin Üç Eşiği; Mezopotamya’nın Üç Çentikli Asası

Resim
Üç Çentikli Asa, Mezopotamya’nın ritüel ve sembol dünyasında sıradan bir güç simgesi değil, kaderin aşamalar halinde işlediğine dair derin bir kozmik anlayışın somutlaşmış biçimi olarak görülmüş; bu nedenle hem rahiplerin hem de kahinlerin elinde, yalnızca yönetme değil, hüküm verme yetkisini temsil eden sessiz ama ağır bir işaret haline gelmiştir. Bu asanın tepesinde yer alan üç ayrı çentik, Mezopotamya düşüncesinde zamanın doğrusal değil, aşamalı ve sınayıcı bir süreç olarak algılandığını gösterir; ilk çentik doğumu ve başlangıcı, ikinci çentik sınanmayı ve iradenin test edildiği süreci, üçüncü çentik ise hükmü ve kaçınılmaz sonucu simgeler. Bu üçlü yapı, insanın yaşamının tanrısal düzen içinde rastlantısal değil, belirli eşiklerden geçerek şekillendiği fikrini sessizce ilan eder. Mezopotamya rahipleri için Üç Çentikli Asa, geleceği “değiştiren” değil, geleceğin zaten yazılı olan katmanlarını “açığa çıkaran” bir araçtır; asa yere vurulduğunda ya da ritüel sırasında havaya kaldırıldığ...