Kader Sanılan Tekrarların Sembolü; Kör Nokta Mührü
İnsan zihni, gördüğünü bildiğini sanarak rahatlar; fark ettiğini anladığını varsayarak yoluna devam eder, oysa hayatın en belirleyici hamleleri, gözün alışkanlıkla pas geçtiği, bilincin özellikle görmemeyi seçtiği alanlarda şekillenir ve Kör Nokta Mührü tam da bu görünmez alanın sembolik haritasıdır. Bu mühür, karanlığı anlatmaz, çünkü karanlık zaten fark edilir; aydınlığı da anlatmaz, çünkü aydınlık iddia ister; Kör Nokta Mührü, ışıkla karanlık arasındaki o sessiz, tanımsız, savunulan boşluğu temsil eder.
Kadim semboller genellikle bir şey söyler, bir figür gösterir, bir güç vaat eder; Kör Nokta Mührü ise tam tersini yapar, bir şeyi göstermemek üzere inşa edilmiştir. Merkezinde bilerek bırakılmış bir boşluk vardır ve bu boşluk, eksiklik değil, bilincin sınırıdır. Çünkü insan, her şeyi bildiğine inandığı anda durur; durduğu anda tekrar eder; tekrar ettiği anda kader dediği döngünün içine hapsolur. Bu yüzden bazı eski çizimlerde mührün merkezi tamamlanmaz, çizgi orada kesilir, sembol yarım bırakılır; bu bir hata değil, uyarıdır.
Kör Nokta Mührü’nün en rahatsız edici tarafı şudur: Başkasında kolayca gördüğün kusurların, sende savunma duvarlarıyla korunduğunu hatırlatır. İnsan başkasına bakarken nettir, kendine bakarken hikaye üretir; başkasının hatasını isimlendirir, kendi hatasını gerekçelendirir; işte mühür, gerekçelerin bittiği yeri işaret eder. Bu nedenle bu sembol güç dağıtmaz, umut pompalamaz, kader vaat etmez; aksine, insanın kendine anlattığı masalı sessizce söndürür.
Psikolojik düzlemde Kör Nokta Mührü, “ben böyleyim” cümlesinin ardındaki donmuş alanı temsil eder. Bu cümle çoğu zaman kişilik değildir, korunmuş bir alışkanlıktır; kırılmasın diye kutsallaştırılmış bir savunmadır. İnsan kendine dair en tehlikeli yalanı, iyi niyetle söyler; “benim elimden bu geliyor”, “benim yapım bu”, “ben değişemem” dediği yerde aslında değişimin başlayacağı eşiği kilitler. Mührün merkezindeki boşluk tam da bu kilitlenmiş alanı simgeler.
Ruhsal okumada ise Kör Nokta Mührü, bilincin henüz yüzleşmeye hazır olmadığı frekansı taşır. Kadim öğretilerde her bilginin açıklanmadığı, her sırrın söylenmediği, her kapının açılmadığı sıkça vurgulanır; çünkü insanın hazır olmadığı hakikat, aydınlatmaz, yakar. Bu nedenle mühür bir kapı değil, bir duraktır. “Buraya kadar” der. “Bundan sonrası farkındalık ister.”
Bu sembol özellikle hayatında aynı ilişkileri yaşayanlarda, aynı işlerde tükenenlerde, aynı duygusal cümleleri tekrar edenlerde sessizce çalışır. İnsan her seferinde dış koşulları suçladığında mühür derinleşir; her seferinde “hep bana denk geliyor” dediğinde boşluk büyür. Çünkü kör nokta, şanssızlık değil, fark edilmemiş bir seçimdir.
Kör Nokta Mührü’nü güçlü kılan şey, görünmezliğidir. Gösterişli değildir, kolay paylaşılmaz, hızla tüketilmez; sosyal medyada alıntılanacak bir umut cümlesi sunmaz. Onu okuyan insan ya geçip gider ya da durur; duran insan ise bir süre rahatsız olur. Çünkü bu mühür, insana şunu fısıldar: “Hayatında değiştiremediğin her şey, bakmayı reddettiğin bir yerden besleniyor.”
Bu yüzden Kör Nokta Mührü, bir korunma sembolü değil, bir yüzleşme sembolüdür. Tılsım değildir, anahtar değildir, ama anahtarın neden çevrilmediğini hatırlatır. İnsan bu mührü anladığında hayatı hemen değişmez; ama hayatın aynı kalmasının artık bir tesadüf olmadığını fark eder ve bazen fark etmek, değişmekten önce gelen en ağır ama en gerekli adımdır.
Ve belki de en sessiz, en net mesaj şudur: İnsan karanlıktan korkmaz, aydınlıktan da korkmaz; insan, kendini savunamayacağı kadar net gördüğü yerden korkar.

Yorumlar
Yorum Gönder