The Hollow Axis
The Hollow Axis, kadim dünyanın evreni ayakta tuttuğuna inanılan o görünmez sütunun, yani Axis Mundi’nin, zamanla kutsallığını değil ama işlevini kaybettiği anı simgeleyen; merkez fikrinin varlığını inkar etmeyen fakat onun artık taşıyıcı olmadığını fısıldayan, rahatsız edici derecede dürüst bir semboldür. Bu sembolde eksen hala oradadır; yukarıyı aşağıya, geçmişi geleceğe, bilineni bilinmeyene bağlayan o dikey hayalet çizgi silinmemiştir, fakat içi oyulmuştur, boşaltılmıştır, anlamdan arındırılmıştır ve tam da bu yüzden bakana ağır bir sessizlik yükler. Boşluk burada yokluk değildir; aksine bir zamanlar merkezde duran gücün, tanrısal iradenin, kozmik düzen vaadinin geri çekilmesiyle geride kalan izdir. The Hollow Axis, “merkez çöktü” demez; merkez hala ayaktadır ama artık kimseyi taşımıyordur. Ritüeller yapılabilir, dualar okunabilir, yapılar inşa edilebilir; fakat eksen içten içe boştur ve bu boşluk, düzenin yalnızca alışkanlıkla sürdüğünü ele verir.
Sembolün en çarpıcı tarafı, tamamlanmamış görünümünün bilinçli oluşudur. Kadim sembol geleneğinde merkez her zaman doldurulur; bir nokta, bir tanrı, bir ateş, bir sütun ya da bir ışıkla. The Hollow Axis ise tam tersine, merkezde bilinçli bir boşluk bırakır. Bu boşluk, insanın dışsal bir dayanak arayışının sona erdiği, kutsalın artık yukarıdan inmediği, aşağıdan da yükselmediği o eşiği temsil eder. Ne gökten bir emir gelir ne yerden bir karşılık yükselir. Sadece eksenin sessiz varlığı kalır. Tarihsel olarak bu sembolün izleri, hiçbir zaman yükseliş çağlarında belirginleşmez. Onu tapınakların parlak dönemlerinde değil, çatlak taşların arasında, yarım bırakılmış sütun diplerinde, kazınmış ama tamamlanmamış işaretlerde görürüz. İmparatorlukların çözüldüğü, inanç sistemlerinin sorgulanmaya başlandığı, rahiplerin bile artık ritüelin neden yapıldığını hatırlamadığı dönemlerde The Hollow Axis benzeri semboller ortaya çıkar. Çünkü bu sembol, inşa etmek için değil, çözülmeyi kayda geçirmek için vardır.
Ruhsal düzlemde The Hollow Axis, bireyin kendi iç merkezini kaybettiği anlara denk düşer. İnsan, yıllarca hayatını bir eksene göre döndürmüştür: bir inanç, bir kişi, bir amaç, bir kimlik ya da bir kader anlatısı. Zamanla bu merkez çatlar ama eksen hala ayakta durur; kişi yön aramaya devam eder, fakat neye tutunduğunu artık hissedemez. İşte bu sembol, tam da o anda belirir. “Merkez neredeydi. sorusundan daha sert bir soruyla gelir: “Merkeze neden ihtiyacın vardı. Ritüel kullanımda The Hollow Axis çağırmak için değil, çözmek için kullanılır. Eski yeminleri, artık taşımayan sözleri, geçerliliğini yitirmiş inanç bağlarını sessizce gevşetir. Bu sembolün bulunduğu bir ritüelde ışık artırılmaz, ses yükseltilmez, tanık çağrılmaz; çünkü The Hollow Axis, tanıklık istemez. O yalnızca şunu hatırlatır: Bağ hala var ama seni taşıyan anlam çoktan çekildi.
Modern dünyada bu sembol bu yüzden rahatsız edicidir. İnsan hala bir merkeze ihtiyaç duyar; yön, amaç, kimlik, hakikat ister. The Hollow Axis ise hiçbirini vermez. Sadece boşluğu gösterir ve o boşluğun da bir mesaj olduğunu ima eder. Bu, umut dağıtan bir sembol değildir; fakat dürüsttür. Yıkıcı değildir; ama yanılsamayı ayakta tutmayı reddeder. Kısacası The Hollow Axis, kutsalın öldüğünü ilan eden bir sembol değil; kutsalın artık taşımadığını söyleyen bir kayıttır. Merkez vardır, eksen durur, fakat anlam artık orada ikamet etmez. Ve bu bilgi, onu okuyabilen için hem sarsıcı hem de özgürleştiricidir.

Yorumlar
Yorum Gönder